Dağın Denizin ve güneşin Şairi Hasan Varol

Arife Kalender


DAĞIN, DENİZİN VE GÜNEŞİN ŞAİRİ  HASAN  VAROL            

“Aynı yağmur altında ıslanacak
Çiçeği açmış birini
Arıyorum.

Kuğu beyazı
düş gibi
kızlar geçiyor…

Ozan, kendini Karacaoğlan mı sandın!”

     “Tek Başına Ağaç” şiirinde böyle diyor Hasan Varol. Şiire ilk başta oldukça sade ve sıradan bir söylemle başlıyor, bir arkadaşına usulca sır verircesine. Acelesi, telâşı, bağırtısı, gürültüsü yok. Ne istediğini biliyor, nasıl söyleyeceğini de. “Aynı yağmur altında ıslanacak, çiçeği açmış birini arıyormuş”…Bu kadar öz iletiyor diyeceğini. Eğmesi, bükmesi bölmesi yok. Pırıl pırıl denize girerken; onun sığ olduğunu düşündüğünüz ve bir anda derinleşmesiyle şaşırdığınız gibi, şaşırtıyor okuyucuyu. Çünkü o yalınlığın ve sade söylemin gerisinde çok katmanlı anlamlar sunuyor. Kısa, işlenmiş, bileylenerek biçimlenmiş şiirler bunlar.
     Yıllar önce ilk şiir kitabı olan “Ardıç Türküleri”ni okuduğum zaman da sevmiştim. Akdeniz kokuyordu, güneş ve Toros Dağları kokuyordu. Beyaz, köpüklü dalgaların sahile vuran yansımasına, dağların gölgesi vuruyor; Hasan Varol; denizle dağın ortasındaki insanın çıkmazlarını, yoksulluğunu, direnişini, acısını, tutsaklığını ve Karacoğlan toprağından miras aldığı sevdayı, dizeleriyle bizlere iletiyordu.
    “Sen bu denizsin
     ben de seveni
diyen, Varol’un şiirleri; insanın ezildiği, haksızlığa uğradığı yerde direngen ve kavgacı olduğu kadar; doğadaki insanı anlattığı yerde ise; o kadar barışçıl ve güler yüzlü. Dizelerde küçücük şeylerden mutluluk duyan bir çocuğun sıcak ve kirlenmemiş yüreğini görmemek olası değil.
    “İnsan yaşadığı yere benzer” diyor ya Cansever. Hasan Varol da yaşadığı yere benziyor. Sıcak, aydınlık ve her ırktan insanla kardeş. Akdeniz değil midir; tüm ırkların, inanışların buluşma noktası? Varol; insanlığın bu orta noktasından bakar dünyaya ve “kardeşçe bir hayat/ kentte arap’ı kürt’ü rum’u türk’ü…yazları denizde kardeşçe/ bir hayatı” dizeleriyle yaşadığı yeri betimler.

    Şair, doğadan esinlenir, onu örnek alır, şiirine fon olarak kullanır; ama doğa onun şair olmasına yetmez. Hasan Varol’un şiirlerinde; doğanın insanda yansıması kadar, insanın da  doğadaki izdüşümü vardır. Dağ, güneş, deniz üçlüsünün yanı sıra; yalnızca Antalya yöresine özgü ve diğer tarihi kalıntılar, mitolojik görüntüler de geçer. Yörenin inanç merkezlerinden, evliyalarından imgeler seçildiği gibi; sırf oraya özgü bitkilerinden de söz edilir.
   “Onlar dediler ki: “bir gün ya da günün bir kısmı kadar/ eğleştik” gül bahçesinde düş gibi/ yedi uyurlar üzüm bağları arasında üç şerefeli cami yanında/ dedeler köyünde/…/üzüm bağları arasında düş gibi”…

    Kendisinden önceki insanlık kadar, onun türküleri de yer yer şiire girer. “Sevsem öldürürler, sevmesem öldüm” diyen Karacaoğlan; yalnızca Külebi’nin değil, Varol’un da bacanağıdır sanki.
      Doğayı iyi tanır şair. Sütleğen şekeri, portakal çiçeği, arılar, kelebekler, kırlangıçlar, yağmur kuşları, kekik kokusu, asmalar, Ankara elması, meşe, ladin ağaçları, süt kaymağı, çağşır kokusu, yarpuz, güvercin, çobanüzümü, anızlar… şiirlerinde yer ederken, söyleyişin içtenliği, binbir kokuyu ve rengi getirir.

      Hasan Varol şiirini önemli kılan sade ve yalın söyleminin yanı sıra; büyük kentlerin çoktan unuttuğu doğayı; şiirden uçurtmalarıyla bizlere getirmesidir. Uçurtma diyorum, çünkü dizelerin arı ve duruluğundan; çoktan unuttuğumuz bir çocuk yüreğinin coşkusu ve tazeliği sezinlenir. Son yıllarda insanın ve şiirinin ne denli kirlendiği ve hangi oyunlara araç olduğu düşünülürse; Hasan Varol’u kutlamak gerekir. Şair; şiiri sarp yollara vurarak, bağırarak, dizeyle, anlamla oynayarak sözünü ünlemeyi düşünmez. Bu yüce gönüllü duruşu da, yaşadığı toprakların insanından; yörüklerinden, göçerinden öğrenmiştir. Şiiri, Torosların yücesinde gezdirirken; denizin dibine dalmayı da bilir. Bu yüzden bir çok dizesinde şiir, şiir, şiir geçer.

“Uykunuzun ne kadarı sizin
Ne kadarı düşlere yorgan
Garip bir hal bu
Şiir uykulu ben uykusuzum”

     Irmaklarla yolculuğa çıkan, rüzgârla söyleşen, dağları şiirle dolaşan, acılarını güneşte kurutan Hasan Varol’un şiiri;  her mevsim kendisini yenileyen, okuyana da yeşillikler, mavilikler sunan bir şiir. Doğanın ve insanın hızla tüketildiği günümüzde bu dizelere gereksinim var, umut olsun diye…

“Sen salep çiçeği gibisin ya
Baktım, baktım, baktım…
Usanmadım,
Doyamadım da.”

     İster salep çiçeğinin güzelliğini düşünün, ister ona bakan gözleri. Ama şiir dildir, dildedir. Bence en güzeli Hasan Varol’un bu kısa ve sade şiirindeki anlam katmanlarını, ya da söyleyişteki içtenliği düşünün…
    O nergis kokluyordur şimdi, kokusu buraya geldi…   

Arife Kalender
(Kurşun Kalem dergisi sayı 25, Eylül-Ekim 2013)   


Kaynaklar:
Ardıç Türküleri-Hasan Varol
Çiçek Atlasım-  Hasan Varol
Kalbim Uçurtma-Hasan Varol
Aşka Süt Portakal Çiçeğim- Hasan Varol

Deniz-Hasan Varol

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hasan Varol ile Söyleşi Fatma ARAS

Hasan Varol ile söyleşi