İncir Kuşu-Toplu Şiirler Üzerine

İNCİR KUŞU -  TOPLU ŞİİRLER ÜSTÜNE *           

Halim YAZICI

        Türkülerle kol kola yürümek isterseniz Torosların koynunda, ardıç ağaçlarının ve sıla seslerinin cıvıltısına, insan kalbinizin cıvıltısını da eklemek arzusundaysanız eğer, şöyle bir nefesinizi tutup;

“Ay geceleri, ay geceleri / Kış ay geceleri / Yıldız doğmaz dağlara / Ay geceleri / Kozaların ak bulut yarıldığı gece /Armutların ak çiçek açıldığı gece / Karların ışıl ışıl yandığı gece / Vurgunum ay geceleri / Durgunum akacağım / Bendimi yıkacağım / Dağbaşı ay geceleri / Elde filinta dağlarda / Fabrikalarda geceleri.”

        Geceleri ve dağları birbirine eklersiniz Hasan Varol’un şiirlerinde ve de köylü kalbinin toprak kokan dağ  nefesini dizelerin nefesinizde.
        O torbasında imgeler taşır. Serik şehrinden turnalarla uçar, uçar türkülerine konar özgürlüğün kalesine. Kalbi paramparça olur, en yılgın anında “Vücudum kalk / daha bir atıl hayata / Yaralarım ey’olur / İnancım yaşadıkça” diyendir.
        Kırlangıçların kanadında, bir o dağda bir bu dağda, Torosların kalbinde çoğalan ayrılıkların, acıların, sevinçlerin dalında büyüyen çocuk kalbi aşkla, hep aşkla büyür. Kayalardan sızan sular gibidir Varol’un dizeleri. Yanan, parlayan, kıvılcımların kışkırttığı hayatı aşkla sorgulayandır. Çiçekli papatya dünyasından boncuklu geceye uzanan aşkları buğdayımsı baharmış gibi büyük Torosların eteklerinde. Sakin bir su gibi büyür martıların çığlıkları, uzar sütlü mısır zamanı ellerinde usta’nın.
        Varol, şiirlerinde yaşadığı hayatın detaylarını inceliklerle süsleme derdinden çok, yalın bir suyun yüzü gibi, kendiliğinden kayan rüzgâr güllerinin hızıyla salınır. Olağandır, yapmacıktan, pazarlamadan, pazarlama taktiklerinden uzak, ağırbaşlı ve devrimcidir.
     Salkımsöğütlerin, böğürtlenlerin, çırılçıplak düşlerin, balık gözlerinin şiirini taşır usulca çocuklara.
     İlk şiir kitabı Ardıç Türküleri’ndeki şiirin ruhu nerde duruyorsa, hangi denizin hangi dalgasını kucaklıyorsa, son kitabı olan Deniz’de de aynı ruh aynı heyecan, aynı dağ yorgunu ağırbaşlılık okuyucuyu kucaklıyor.
        O’nun her zaman, hemen her gün gizli konuştuklarını, gizli konuşacaklarını, ilk yeminlerini paylaşacağı büyük umutları var. Şiirini ve aslında hayatın damarlarını da bu umut bulutları emziriyor. Kınalı kekliklerin yoldaşı, geceleri yıldızların aşkla gülüşü, dağları devirir şiirinde.
        Akdeniz’in buğulu yüzü, yaylaları, sağılan keçileri ve gölgeleri ağılların toprağından fışkırır geceleri. Ay ışığı sarar dağları, ay ışığı ile dolarken çobanların gizli üflenen kavalı, nerdeyse Pan çıkıp gelir bir keçi kılığında ansızın sizi.
     Doğumu ellili yıllarda olan şairlerin arasından bir özel şairdir Varol. Dimdik duruşuyla, bencilce tavırların ve küçük çıkar ilişkilerinin dışında, özellikle günümüzde yaşanan ben odaklı ayak oyunlarına taviz vermeden şiirin onurunu omuzlarında ve devrimci nefesinde büyür şiiri o’nun.
        İncir kuşlarının, masal ülkesinde yaşar şiiri. Nar çiçekleriyle, yeşille, denizle nefes alan bir şiir, elbette böylesine dik duruşlu, böylesine alçakgönüllü olacaktı. Şair, sadece şiirin nefesine nefesini katmaktadır.
        Dersi Uzala’daki doğanın acısını kalbinde duyan ihtiyar avcının duyarlılığı nasılsa, şairin Toroslar’la uyumu da öyle. Toroslar’ın sadeliği, yüceliği, inceliği, börtü böceğinin çeşitliliği, kararlılığı, içtenliği şiirinin tam da ortasında, tam da ruhundadır.
        Ulu gövdeleri ağaçlarının, ah kara kız aşklarının, Akdeniz’in ruhunda gizlidir kekik kokuları ve Dragon çayında nefes alan sevişen pembe zakkum çiçekleri.
        Sizi çoban üzümü yemeğe değil, koklamaya davet eder aslında şiiri, Pataralı Kız şiirinde. Ellerindeki mersin kokusunu yaşarsanız, burnunuzla değil, ruhunuzla koklarsınız Karacaoğlan’ın kuğu beyazı aşklarını.
        Yıllar içinde Varol’un şiirinin giderek sadeleşen bir yapıya kavuştuğunu görüyoruz. Dize yapısının kendi içinde daha da sağlamlaştığı, netleştiği “Biliyorum nergis suluyorsun / şimdi / beni / kokuyorsun” örneğinde görüldüğü gibi ayakları, şiir toprağının en güzel yerine basmakta.
        Akdeniz’in kokusunu ve ruhunu öylesine içine sindirmiştir ki şair, onun köpüklerini izleyen, şiir portakalını çalan, balıkçı teknelerini yüzdüren hep o’dur.
        Susmuş pınarları suya kavuşturan, dağlı nergisleri aşkın gözlerinde çoğaltan, yemyeşil ırmakların pınarlara kanmadığı bir çağlayandır.
        Akdeniz’den alınmamış bir hevestir peşinden gittiği şairin.
        O heves ki, şiirin onurlu, aşkla, sabırla, dirençle örülü uzun bir gökyüzüne çevirir hayatını.
        Şiirin büyülü hevesine adanmış bir ömrün yüzüdür.
        O yüzün sevgisinin yeni imgelerle sonsuza dek yaşaması dileğimle...
        25.10. 2013


* Şair Halim Yazıcı’nın İncir Kuşu üzerine 26 Ekim 2013 günü Karşıyaka Veysel Çolak Atölyesindeki yaptığı konuşma.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hasan Varol ile Söyleşi Fatma ARAS

Hasan Varol ile söyleşi

Dağın Denizin ve güneşin Şairi Hasan Varol