Hasan Varol ile söyleşi

ŞAİR HASAN VAROL İLE SÖYLEŞİ

SİLGİ: Yakınlarda toplu şiirleri kitaplaşan Akdenizli şairimiz Hasan VAROL’la birlikteyiz. Sayın Varol, şiire çok eskiden başladığınızı biliyoruz, ilk gençlik şiirinizle son şiirleriniz arasındaki farkları nasıl değerlendiriyorsunuz?

H. VAROL: Şimdilerde “İncir Kuşu, Toplu Şiirler”i yayımlamam nedeniyle elbette okuyucu da şiirlerimi değerlendirecektir. Şiirlerim arasındaki farkı, İlk yılların yaşantısı, dil bilincim ve şiirdeki birikimim yönünden değerlendirebilirim.

Yaşadıklarım, 12 Eylül öncesiydi; sosyal olayları iliklerimize kadar yaşayıp, duyup hissediyorduk. Bir mitingler, geceleri duvarlara yazı (slogan) yazma, grevde bildiri dağıtma, yürüyüşler; gündüzleri “eğitim çalışması” her sol fraksiyonun yayın organlarından bilgi aktarımı veya bir kişinin konuşması; demem o ki, yarın devrim olacakmış gibi bir duyguyla yatıp kalkıyorduk. Bunca siyasallaşmaya karşı yine de şiir, tıp tıp ediyordu yüreğimde. Ben şiiri seviyordum, okuyordum, yazıyordum, dergilere yolluyordum. Şiirin bir değeri vardı. Şiiri sevmek, yirmi dört saat şiir düşünmek gerekir. Ardıç Türküleri kitabımda bu söylediklerimin izi vardır. Son şiirlerimde ise okumanın ve yaşın getirdiği, yaşamdan edindiğimiz yaşantı zenginliği yazdıklarımızın temasını çeşitlendirmiştir. Şiirin yaşamdan beslendiğini biliyorum. Bunu ne kadar yapabilmişim, buna okuyucular karar verecektir.

SİLGİ: Toplum önünde “şairce duruş” salt şiir yazmakla olası mıdır; şair kendine nasıl bir   tavır seçmelidir? 

H.VAROL : Önce şairin de toplumun bir bireyi olduğunu düşünürsek, bilinçli bir vatandaştan beklenen “birey olma” nın yüklediği vatandaşlık duruşunu sergilemesini her vatandaş gibi şairden de beklemeliyiz. Şair de çalışan, örgütlenen, bir düşüncesi nedeniyle taraf olan, emekten yana, aydınlık bir düşünceden yana taraf olması elbette bizim isteğimiz, tercihimizdir. Nazım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya bakarsak, onların toplumcu ve halktan yana tavırlarını biliyoruz ki bizim önümüzde yüzakı örneklerdir. Bunun tersi de olabilir tabii: Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi.

 “Salt şiirimi yazarım, etliye sütlüye karışmam” derse bir şair, o karanlığa doğru yol alanlara karışmış olup onlara yardım ediyor demektir. Diyeceğim, anadilim Türkçeye sahip çıkan, emekten yana, gericiliğe ve emperyalistlere karşı ilerici tavrını gösteren; bir Nazım Hikmet, Pablo Neruda tavrı bizim duruşumuz olmalı. İnsanca yaşamanın günümüzdeki bilinçli etki-tepkisini verebilmeliyiz.

SİLGİ: İyi yapıtlar okuyanın, iyi şiirler üretebileceği konusunda ne düşünüyorsunuz?

H.VAROL: Her şair kendi dilinin iyi metinlerini okursa o dilin gizil yanlarını öğrenir, dilinin kurallarını daha iyi kullanır. İyi yapıtlar derken dilimizin ustalarını anlıyorum; öyküde Sait Faik, şiirde Nazım Hikmet gibi…

SİLGİ: Ülkemizde coğrafi bölgelerin şiire katkısının farklı olduğunu düşünüyor musunuz?

H.VAROL: Şairin coğrafyası, günlük ilişkileri, okudukları, izledikleri elbette şiirinde yer bulur.  Bir Akdenizli güneş, ışık, portakal  sözcüklerini  kullandığı gibi, kutuplarda yaşayanların da buz, balık gibi sözcükleri kullanması doğaldır. Bu konuda Ataol Behramoğlu’nun bir yazısı vardı, merak eden bulur, okur.

SİLGİ: Bir şiirin değerlendirilmesinde yazıldığı tarihi gözetmenin önemi nedir?      

H.VAROL: Şiir, bir zaman diliminden ve bir toplumsal yaşantıdan beslenen bireyde, oluşanlardan kurulur dil ile. O nedenle, şiirin zamanı yenen, eskimeyen bir yanı olsa da kendi yazıldığı yıllar ve koşulları içinde değerlendirmek, doğru olandır sanırım. İyi şiir, bu tarihi düşündürmeden de okutur kendini.

SİLGİ: Pencere saçağındaki bir serçeyi fark etmek nasıl bir eylemdir?

  H.VAROL: Aslıhan güzel söylemiş: “Fark etmek, şiirsel eylemin tetikçisidir.”

SİLGİ: Şairlerin birlikte oluşturduğu şiir iklimi ne demektir?    

H.VAROL: Yaşanan, duyulup hissedilen kültür, ortak değerimizdir, bu doğru; ancak, şiir bireysel yazılır.  Şairlerin bir araya gelip bildiklerini paylaşması,  birbirini beslemesi, birinin diğerine esin vermesi, yaratmada ortam hazırlar. Birden çok yazan, duyan, hisseden ve eldekileri paylaşan bir iklim her şair için verimlidir. Dergiler şiir ikilimi oluşturur. Şiir atölyesi de bir şiir iklimi oluşturmaktadır.      

SİLGİ: Şiir için esin kaynağınız nasıl oluşur?   

H.VAROL: Şiir bir dil işidir, eskilerin “esin” dediklerini bekleyenlerden değilim. İyi şiir yaşama sıkı sıkıya bağlıdır. “Şair Ben’inin kendisiyle dolaysız, bire bir hesaplaşması olarak ortaya çıkan şiirin asıl amacının  bireysellikten toplumsallığa uzanmak ve bütünsel insanı kucaklamak olduğunu söyleyebiliriz.” der, Metin Altıok. O zaman dil ile bu işi yaptığımıza göre yaşamdaki bizi etkileyen her şey bize esin kaynağı olur, diyelim. Kıvırcık saçları dalgalanarak geçen birinin de, Güneydoğu sınırında kaçarken vurulan birinin de şiirin esini olduğunu unutmuyorum. Bahçemdeki kırmızı gülün buğuluca açılışı da.

Bana şiirim adına söz verdiğiniz için teşekkürler.

SİLGİ: Biz de size silgi dergisi okurları adına bu güzel yanıtlarınız için teşekkür ediyoruz, Sayın Varol.


Silgi Dergisi, Sayı 22, Ekim 2013












Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hasan Varol ile Söyleşi Fatma ARAS

Dağın Denizin ve güneşin Şairi Hasan Varol