Şiir için küçük notlar

0
Genç Bir Şaire Öğütler
 Şair olmak için, ilkin insan, sonra da şair – insan olmak gerekir. s 34

Bağdaşma! Her şey bundadır. İnsan, hem parlak tümceler döktürebilir hem de acılı ve etkilere açık biri olabilir. Ama, o parlak tümceler, etkilere açık insanı veremiyorsa, yapıt, yavan ve yamalı bohça gibi kalır. İşte o zaman sanatçı için: “İçten değil” denir. Bu söz budalaların ağzında pek bir şey anlatmaz ama, anlayıcılar katında türlü anlamlara gelir. s 35

İyi düzenlenmiş yapıtları, iyi düzenlenmiş yapan, yazarın içini dışlamasıdır.s 38

Yazın eri, bir sorgu yargıcıdır.

Duruşma salonlarına gidin, (…)oralarda insanlığı bir hasta kadar cıpcıbıldak bulursunuz.

Her gün not tutun; açık, okunaklı. (…) duyulmuş, derlenmiş bir sözcük, yeniden karşılaşılan bir dünyadır. s 43

Şu sözü hiç mi hiç unutmayın: “Her mesleğin başlangıcında bir çalışma mucizesi vardır.”
Çalışma da yalnızlık demektir.

Üslup sorunu:
Buffon, “Üslup, insanın ta kendisidir,” der. Bu, şu demektir: Üslup, insanın bağrının ve kanının derinliklerinde olan şeydir. Yapıt, insanın o atılamayacak yönüyle yazılmalıdır. Yenilik buradadır. (Köke dayanan yenilik). Aranmamış, ama insanın ta özünden doğan yenilik.
Basmakalıp sözlerden yukarıda söz açtım. İşin en önemli yanı, insanın düşüncesine sözcüklerle, duygusuna da tümce yapılarıyla biçim vermesidir. Nesnenin karşısına geçmeli ve nesneyi kavrayan ögenin doğmasını beklemeli. s 45

Görüyorsunuz, konuşmanın sözcüklerini seçmek gerek, yani diyaloğu yazmak. Çünkü, seçmek, üslûp demektir. s 46

Max Jakob

Çeviri: Salâh Birsel, Nisan Yayınları 1985






Hasan Varol ile söyleşi

0
ŞAİR HASAN VAROL İLE SÖYLEŞİ

SİLGİ: Yakınlarda toplu şiirleri kitaplaşan Akdenizli şairimiz Hasan VAROL’la birlikteyiz. Sayın Varol, şiire çok eskiden başladığınızı biliyoruz, ilk gençlik şiirinizle son şiirleriniz arasındaki farkları nasıl değerlendiriyorsunuz?

H. VAROL: Şimdilerde “İncir Kuşu, Toplu Şiirler”i yayımlamam nedeniyle elbette okuyucu da şiirlerimi değerlendirecektir. Şiirlerim arasındaki farkı, İlk yılların yaşantısı, dil bilincim ve şiirdeki birikimim yönünden değerlendirebilirim.

Yaşadıklarım, 12 Eylül öncesiydi; sosyal olayları iliklerimize kadar yaşayıp, duyup hissediyorduk. Bir mitingler, geceleri duvarlara yazı (slogan) yazma, grevde bildiri dağıtma, yürüyüşler; gündüzleri “eğitim çalışması” her sol fraksiyonun yayın organlarından bilgi aktarımı veya bir kişinin konuşması; demem o ki, yarın devrim olacakmış gibi bir duyguyla yatıp kalkıyorduk. Bunca siyasallaşmaya karşı yine de şiir, tıp tıp ediyordu yüreğimde. Ben şiiri seviyordum, okuyordum, yazıyordum, dergilere yolluyordum. Şiirin bir değeri vardı. Şiiri sevmek, yirmi dört saat şiir düşünmek gerekir. Ardıç Türküleri kitabımda bu söylediklerimin izi vardır. Son şiirlerimde ise okumanın ve yaşın getirdiği, yaşamdan edindiğimiz yaşantı zenginliği yazdıklarımızın temasını çeşitlendirmiştir. Şiirin yaşamdan beslendiğini biliyorum. Bunu ne kadar yapabilmişim, buna okuyucular karar verecektir.

SİLGİ: Toplum önünde “şairce duruş” salt şiir yazmakla olası mıdır; şair kendine nasıl bir   tavır seçmelidir? 

H.VAROL : Önce şairin de toplumun bir bireyi olduğunu düşünürsek, bilinçli bir vatandaştan beklenen “birey olma” nın yüklediği vatandaşlık duruşunu sergilemesini her vatandaş gibi şairden de beklemeliyiz. Şair de çalışan, örgütlenen, bir düşüncesi nedeniyle taraf olan, emekten yana, aydınlık bir düşünceden yana taraf olması elbette bizim isteğimiz, tercihimizdir. Nazım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya bakarsak, onların toplumcu ve halktan yana tavırlarını biliyoruz ki bizim önümüzde yüzakı örneklerdir. Bunun tersi de olabilir tabii: Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi.

 “Salt şiirimi yazarım, etliye sütlüye karışmam” derse bir şair, o karanlığa doğru yol alanlara karışmış olup onlara yardım ediyor demektir. Diyeceğim, anadilim Türkçeye sahip çıkan, emekten yana, gericiliğe ve emperyalistlere karşı ilerici tavrını gösteren; bir Nazım Hikmet, Pablo Neruda tavrı bizim duruşumuz olmalı. İnsanca yaşamanın günümüzdeki bilinçli etki-tepkisini verebilmeliyiz.

SİLGİ: İyi yapıtlar okuyanın, iyi şiirler üretebileceği konusunda ne düşünüyorsunuz?

H.VAROL: Her şair kendi dilinin iyi metinlerini okursa o dilin gizil yanlarını öğrenir, dilinin kurallarını daha iyi kullanır. İyi yapıtlar derken dilimizin ustalarını anlıyorum; öyküde Sait Faik, şiirde Nazım Hikmet gibi…

SİLGİ: Ülkemizde coğrafi bölgelerin şiire katkısının farklı olduğunu düşünüyor musunuz?

H.VAROL: Şairin coğrafyası, günlük ilişkileri, okudukları, izledikleri elbette şiirinde yer bulur.  Bir Akdenizli güneş, ışık, portakal  sözcüklerini  kullandığı gibi, kutuplarda yaşayanların da buz, balık gibi sözcükleri kullanması doğaldır. Bu konuda Ataol Behramoğlu’nun bir yazısı vardı, merak eden bulur, okur.

SİLGİ: Bir şiirin değerlendirilmesinde yazıldığı tarihi gözetmenin önemi nedir?      

H.VAROL: Şiir, bir zaman diliminden ve bir toplumsal yaşantıdan beslenen bireyde, oluşanlardan kurulur dil ile. O nedenle, şiirin zamanı yenen, eskimeyen bir yanı olsa da kendi yazıldığı yıllar ve koşulları içinde değerlendirmek, doğru olandır sanırım. İyi şiir, bu tarihi düşündürmeden de okutur kendini.

SİLGİ: Pencere saçağındaki bir serçeyi fark etmek nasıl bir eylemdir?

  H.VAROL: Aslıhan güzel söylemiş: “Fark etmek, şiirsel eylemin tetikçisidir.”

SİLGİ: Şairlerin birlikte oluşturduğu şiir iklimi ne demektir?    

H.VAROL: Yaşanan, duyulup hissedilen kültür, ortak değerimizdir, bu doğru; ancak, şiir bireysel yazılır.  Şairlerin bir araya gelip bildiklerini paylaşması,  birbirini beslemesi, birinin diğerine esin vermesi, yaratmada ortam hazırlar. Birden çok yazan, duyan, hisseden ve eldekileri paylaşan bir iklim her şair için verimlidir. Dergiler şiir ikilimi oluşturur. Şiir atölyesi de bir şiir iklimi oluşturmaktadır.      

SİLGİ: Şiir için esin kaynağınız nasıl oluşur?   

H.VAROL: Şiir bir dil işidir, eskilerin “esin” dediklerini bekleyenlerden değilim. İyi şiir yaşama sıkı sıkıya bağlıdır. “Şair Ben’inin kendisiyle dolaysız, bire bir hesaplaşması olarak ortaya çıkan şiirin asıl amacının  bireysellikten toplumsallığa uzanmak ve bütünsel insanı kucaklamak olduğunu söyleyebiliriz.” der, Metin Altıok. O zaman dil ile bu işi yaptığımıza göre yaşamdaki bizi etkileyen her şey bize esin kaynağı olur, diyelim. Kıvırcık saçları dalgalanarak geçen birinin de, Güneydoğu sınırında kaçarken vurulan birinin de şiirin esini olduğunu unutmuyorum. Bahçemdeki kırmızı gülün buğuluca açılışı da.

Bana şiirim adına söz verdiğiniz için teşekkürler.

SİLGİ: Biz de size silgi dergisi okurları adına bu güzel yanıtlarınız için teşekkür ediyoruz, Sayın Varol.


Silgi Dergisi, Sayı 22, Ekim 2013












Niçin şiir yazıyorsunuz?

0
A. TÜYLÜOĞLU: Niçin şiir yazıyorsunuz?

H. VAROL: Şimdi “ yaşadığımın farkına varmak için.” yazıyorum, derim Cahit Sıtkı gibi. Ama ilk şiir yazdığım yıllara dönecek olursam; iyiden ve güzelden yana tavır almak vardı ilk şiirlerimi yazdığım yıllarda. Yaşadığım ortamda, sınıfsal bir pencereden bakışla bulunduğumuz gerçekliği değiştirmek, kendi gereçlerimizle dünyayı değiştirme eylemine katılma ve katılmaya çağırmak vardı. O yıllarda şiir bizim türkümüzdü, kavgamıza yardımcıydı. İyi bir şiir, bir gerilla kadar bu değişimde yer alıyor ortak sesimiz oluyordu.

Bir de yaşadığım çevremi şiire katma isteği vardı bende, Toroslar’ın yaşantısını şiir kılma isteği. Oradan yeni sözcükler katma isteği. Şiir yaşantıdan beslendiğine göre, kendi yaşantımın bir kısmının şiirlerde olmadığını görmüştüm Yörük yaşantısının, ben yazayım bunu diye düşünüyordum.

Şimdilerde, şiiri; sözcükleri düzenleme ( istif etme), bir ahenk elde etme diye düşünüyorum. Şiir bir dil işidir, kendi araçlarıyla şiiri elde etme kurma işidir şairin görevi derim.  Bir yerde okumuştum: “Şiir anlamın bittiği yerde başlar,” diye. Arap edebiyatından Türkçeye geçen şiir, (/ş’ir/) sözcüğünün ‘hissetmek, sezmek, sezmeyle bilmek’ kavramından yararlanılarak anlatım bulduğunu söylersek, bu hissetme, duyma, duyurmayı önemsiyorum. Bunlar bizi şiirin kendi anlamına götürür. Şiir yaşantıdan beslenir, bunu biliyoruz, insanın derinlerindeki şeyleri çıkarabilme, şiiri güçlü kılar, okuyan onda kendini bulur; bu da şairin yeteneğiyle, dili kullanışıyla ilgilidir. 


 
Copyright 2010 BAKMAK