Nesrin İnankul Şiirini Okurken

NESRİN Z. İNANKUL ŞİİRİNİ OKURKEN


Bir metni ya da bir şiiri okurken, elbette metnin anlam katmanlarına ulaşmak isteriz. Şiirde önceliği, sözcüklerin yarattığı çağrışım alır, bizi yönlendirir, kendine çeker. Şiir, bizimle tanıdık sözcüklerden yola çıkarak iletişim kurar.  İyi şiir bulaşıcıdır, birikimimiz karşılığı bizde yolculuk yapmaya başlar. Bazen bir iki sözcük öne çıkar, o nedenle gölgede kalanlar da olur. Olsun, hele bir çağrışıma kapılmışsak, tekrar okuyarak yeni çağrışımlar yakalamaya çalışırız. Duyup hissettiğimiz önemlidir bizde; şiir bize, bir haz, coşku, bir dürtü verir ki, bu nedenle sevmişizdir.

T. S. Eliot: “Bir şiir farklı kişilere farklı anlamlar ifade ettiği gibi, bu anlamlar şairin kastettiğinden çok farklı da olabilir.” der. (Aktaran Doğan Aksan, Şiir Dili s 28)

Bu alıntı, bana, aynı şiiri okuduğumuz halde okuyucular olarak, aynı şeyi anlamadığımızı, duyup hissetmediğimizi, aynı çağrışımlara ulaşamadığımızı imliyor. Olabilir, çünkü her kişinin birikimi, donanımı farklıdır. Yalnızca bu da değil; söylediklerimi Doğan Aksan’ın sözleriyle açarsam daha iyi anlaşılır: “Bir şiiri okuyan dinleyenin onu algılaması, tıpkı bir müzik parçası  ya da bir başka sanat yapıtında olduğu gibi, o anda, içinde bulunduğu ruhsal durumla, iyimser ya da kötümser, neşeli ya da kızgın oluşuyla, hatta duygulanmaya hazır bulunuşuyla ilgilidir.”  (agy s 28)

Bu söylediklerimden şuraya geleceğim, Nesrin İnankul’un Gülyaşı (Kanguru Yayınları, 1.basım Kasım 2012) adlı kitabındaki ilk şiirini okurken, bu yazdıklarım aklıma geldi, hatta “Ben bu şiiri şöyle de okurum,”  ya da “ Şurasını atar okurum, şu bölümünü çıkarıp okurum,” deyip, bazı sözcükleri atarak, bazen yine katarak birden çok okuma yaptım. Böyle okumam beni ilgilendirir elbette, ancak, bir şiiri severken okuyucular olarak hep aynı şeyi düşündüğümüzü, aynı alıcı durumda olduğumuzu, aynı şeyleri duyup hissettiğimizi söyleyemeyeceğim. Şiirin anlam katmanlarından bir veya çoğuna ben ulaşırım, bir başkası daha farklı anlam katmanlarına ulaşmış olabilir, bu aynı da olabilir. Burada bir sınır yok, kesişebilir veya ayrışabiliriz. Bu bir sorun mu, sanmam. Şiirle bireysel bir alışveriş içindeyizdir. Her birey farklı olduğuna göre…

Çınarın yaşlı sessizliğinde / Nöbete durunca toprak / Kadın kokulu nergisler özler

Birden okuduğum şiire tekrar dönüyor, dizeleri tekrar okuyorum; “yaşlı çınarlar” bu bizim bildiğimizdi, ama burada “Çınarın yaşlı sessizliğinde” diyor, hımmm!.. Şiir okurken düzyazının anlamını aramayız, tam bir anlam aramayız, çağrışımlara yol alırız. Devam ediyorum, nergis güzel kokar, bilirim, ama toprak “Kadın kokulu nergisler özler” diyor. Nergis, bir kadının mezarına dikilmiş ve orada yetişmiş, büyümüş olabilir ve toprağın özlemi bu nergis de olabilir, neden olmasın ki? Nergis kokusunu sürünmüş bir kadın mı aklımıza gelmeli, daha başka çağrışımlara mı açılmalıyız?  “Çınarların yaşlı sessizliğinde… toprak… kadın kokulu nergisler özler” Kadın kokulu olmayan nergisler de var elbet. Toprağın kadın kokulu nergisleri özlemesi, kadınların nergis kokusunu taşıyor olması, kadınların bu kokuyu sürünmeleri, nergis kokmaları… Yaşlı çınarlar nerde bulunur peki? Çınarların yaşlı sessizliği… Buradan  “yaşlı sessizliğe” de dikkat çekmeliyim. Şairin bize duyurmak istediği ne ola ki? Elbette hissediyorsunuz, ben de hissediyorum. “yaşlı sessizliği” yadırgamıyorum ben. Neyse. Hele “nergis”le ilgili olarak mitolojiye açılırsak bu yazı bitmez. Virgül yok ama şunu da deneyebilirim, “Kadın, kokulu nergisler özler” (kokulu ve kokusuz karanfil olduğuna göre, nergis de kokulu veya kokusuz olabilir elbette) bu benim ürettiğim, denediğim, kendimce bir yolunu bulup çağrışıma açıldığım bir kapı, sadece beni ilgilendirir. Okuyucu olarak sanırım istediğim okumayı yapabilirim, şairin vermek istediğinin dışında da gezinebilirim, yeter ki beni oyalasın, ilgilendirsin sözcükler. Bu da bir okuma, bir çağrışım alanına girmektir şiiri sevmek için, kime ne zararı var bunun.

Kekik kokuludur eylül şarabı

Şaraptan önce “kekik” sözcüğü beni kendine çekiyor, bende oldukça geniş bir çağrışım alanı var; Ege, Akdeniz hatta Anadolu… Tüm Toroslar kekikle doludur, onca dereler, ırmaklar, Akdeniz’e bakan yamaçlar, kıyılarda taşların dipleri, yarıkları ve halkımızın kekikle olan ilişkisi. Kekiğin Toroslar’da Ağustos- Eylül aylarında kaynatılıp sıkıldığını biliyorum. Yine kekik, incirler arasına konur, kış boyu o kokuyu kendine sindirir. Kekik, dertlere devadır, halk arasında iyileştirici olarak kullanılır. Kekik yağı bilinir. Diyeceğim, bu sözcük bana sayfalarca yazdırır.

Sevmekten yorgun ellerinde”  Yo, ben şu bölümden okusam, “yorgun ellerinde / Buruşturulmuş bir mendil / Hayat kokuyor hâlâ”
Buruşturulmuş bir mendil, kullanılmış bir mendildir ve üzerinde hayatın izlerini taşıyacaktır.
Yine şu bölümü yalnız alsam: “bir mendil / Hayat kokuyor hâlâ
Bunları söylerken, elbette şiirin bütününde verdiği imgeyi unutmuş değilim.

Bu ve bu gibi çoğaltarak okuyup gidiyorum  Gülyaşı’nı Nesrin’in.

Siz de okurken isterseniz benim gibi gezinin dizelerde, dönüp bir daha okuyun, dizeyi bozun, tekrar kurun…

O zaman ben okurken kitabın bütününde şu notları almıştım, sunuyorum sizlere, bakalım ne diyeceksiniz.

*
Kekik kokuları serinliğinden güç alarak ölümü güzelleştiriyor:
“Kekik kokuludur eylül şarabı
En güzel yanı ölümün
Bir kere yaşanır olması”(s.9)

Kendi sorguluyor bazen:
“Neden, nasıl severim
Yalanlı sarmaşık gözleri”  (s.11)

Sözcük fazlası olmayan, şiiri bir üstdil düzeyine çıkaran bir şiiri var Nesrin’in.

“Havada
Bir dilber yoğunluk

Diliçi çapında
Yediveren gülleri

Bahçıvanı ışık.” (s.12)

Dönüşüm şiiri de öyle:

“Tinimin yangısından
Sızarım külüne.”  (s.35)

Kendini güncelden kurtaramaz, içindedir, şöyle seslenir:
“Ortadoğu saçlarında savrulur
Ateşten bir top düşer içime”  (s.13)

Her şairin, şiire getirdiği bir kendine özgülük vardır, bir çeşni:
“Bir bebek kundağında
Aklık kadar güzelsin.” (s.16)

Ya da:
“Gözlerin mercan kesiği” (s.18)

Anlamca çoğalan zengin iki dize, şiirin var olması zaten anlamca çoğalmasına bağlıdır:
“Gözyaşı düğmeleri göğsünde
İnip kalkar su zambakları”  (s.23)

Şairin şiiri bildiğini duyuran, bana kendini tekrar okutan bir dize:
“Küskün rüzgârlarla çalınmış zaman” (s.23)
Bu dizeyi tekrar okuyup, şairin dizelerine daha bir duyarlı eğilmem gerektiğini düşünüyorum, bunu hissettiriyor bana.

Alışılmamış bağdaştırmalarla kurmuş şiirini. Çağrışımı bol. İşte bazı örnekler:
“küflü şimşekler, Çingene elbisemde, yalnızlık mührü, sözcüklerin teni, yılandan akan korku, korku oluğu, yaraların hayat koktuğu, gecenin yarası, yaşamın yitik eşiği, kurt yemiş gökkuşağı, bataklık çiçeği, göğümüze akan nehirler vb…

Kullandığı sözcüklerin yüzde doksan sekizi büyük ünlü uyumuna uyuyor ki bu bir titizliktir, Türkçeyi sevmektir, şiiri için sözcük seçmektir. Alkışlanası bir durum, arı duru, özlenen, istenilen bir dil.

İnsanı okurken şok eden bir sesleniş, bilirim akıl verme işi değil bu, öyle olsa şiir olmaz. Ama şu dizeler:
“Namussuzun namusunu korumak
Ne büyük işkence” (s.27)

Bir şiirinde halk şairi söylem tadı var:
“Beni çölde bırakıp gittiğin günden beri
Batan günden sayılır sensiz geçen günlerim” (s.29)

Haydin şimdi şairin penceresinden aydınlığa kavuşalım:
“Gökyüzü açar perdesini
Işık dökülür yeryüzüne” (s.37)

Sardunyalı iki dize daha, kendini tekrar okutan dizeler:
“Saksıda direnen bir sardunya” (s.50)

Kokusu sardunya aklığı” (s.51)

İyi bir şair, bize yeni sözcükler taşır, onları okuyunca yeni dünyalara gideriz, ya bir anımıza kapı aralar, ya bir yeni düş kurdurur, ayrıca şairin kendine özgülüğü ve dil zenginliğini ele verir. Şu sözcükleri bu içerikte buraya almalıyım: Gülyaşı, yılkı, diliçi, ten, üzünç, alaz, tin, töz, açılan töz tünelleri, yanıt, koyak, çalı, yaşam, yanılgı, şarpana, buruk, istenç…”

“Koyak” sözcüğünün bende ne çok çağrışımı vardır, alıp götürür beni Toroslar’a…

Nesrin, şiirin bir dil işi olduğunu biliyor ve şu sevdiğim dize ile sevgilerimi yolluyorum şiirine:
“Küskün rüzgârlarla çalınmış zaman”

Hasan Varol
 




Bu blogdaki popüler yayınlar

Hasan Varol ile Söyleşi Fatma ARAS

Hasan Varol ile söyleşi

Dağın Denizin ve güneşin Şairi Hasan Varol