Cahit Külebi'nin Şiir Kaynağı

CAHİT KÜLEBİ ŞİİRİ KAYNAKLARINA BİR İKİ NOT


“Yağmur
Yağ hay mübarek / Şarıl şarıl,

Otobüs
Hey yol üstündeki otobüs / Karoserin yepyeni! / Kız gibi motorun var,

Masaldaki Yalnızlık
Ben yalnızlığı / Gökte uçar gördüm. / Ben yalnızlığı /Garip naçar gördüm.

Yaşamak
Umutların hapisanesinde / İn cin yok.”  Cahit Külebi,      
(Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 4. basım)

Bu şiirler bana, Cahit Külebi’nin çocukluğundan beslendiğini, o yılların yaşamından gelen bir dil bir ses ve duyarlıkla bu dizeleri yazdığını imlemektedir. Bunun için iki bölüm Cahit Külebi’nin söyleşilerinden, bir de Dr. Mehmet Yardımcı’nın söylediklerini aktaracağım.

“Üç dört yaşlarımda iken, şimdi hatırlayabildiklerim, Zile’de aydınlık yaz gecelerinde babamın beni parka götürüşleri, ailece okunan romanlar, benim ilk önce tek başıma okuduğum Ziya Gökalp’in Çocuklar Cenneti, Altın Işık gibi yayınları, yaylılar, at ve öküz arabaları, deve kervanları, daha sonra Çamlıbel’de handan bozma evimizde, önündeki arkın, içindeki avlunun, oyunlarıma karışan yalnızlık günleri, yıldızlı Anadolu geceleri…bütün bunlar beni şiire iten etkenlerden bazıları.”
(Şiir Her Zaman, Kelebek Yayınları, 1. baskı s 114)

Çocukluk yılları coğrafyasına bakınız;  aydınlık yaz geceleri, yaylılar, at ve öküz arabası, deve kervanları, handan bozma ev, su arkı, avlu, yıldızlı Anadolu geceleri, roman okuyanlar… bir de “oyunlarıma karışan yalnızlık günleri”

Bir başkası da Cahit Külebi’nin şiirine altyapı oluşturanın halk şairleri ve türküler olsa gerek.
“Ozanların çalıp çağırdıkları toplantılara gidebilme olanağı bulamamıştık ama, Kutsi Bey okulda onlara konser verdirdi. Daha da önemlisi okulun bahçesinde  taşların üzerinde onlarla oturur, günlerce konuşurduk. Kimi arkadaşlar da katılırlardı. Veysel, Ali İzzet, Talîbi, Meslekî, Ağa Dayı. Günlerce bana ışık saçtılar.”
(İçi Sevda Dolu Yolculuk, Çağdaş Yayınları, 1986, s 58)

Halk şiirinin o yıllardaki çalıp söyleyenleri ile sohbet etmek, biraz da usta-çırak ilişkisini yaşamak olsa gerek şiirde. Türkülerin ezgisi ve anlattıklarını doğrudan yaşamak, beslemiştir şairi.

Aynı topraklarda doğmuş olan Mehmet Yardımcı, şöyle diyor:
“Külebi'nin dili, kullandığı halk sözcükleri, doğduğu Zile'nin Çeltek köyüne, çocukluk
yıllarının geçtiği Zile'ye ve Zile'ye 40 km. uzaklıktaki Artova'ya özgü sözcüklerdir.
Bu yargıya, Zileli oluşum ve yörenin mahalli dilini çok iyi bilişim nedeniyle, doğup
büyüdüğüm Zile merkezine Külebi'nin doğduğu Çeltek köyünün l0 km. kadar yakın oluşu ile
varmaktayım.
Ayrıca görüşümüzü, l984'te Zile'de yaptığımız halk kültürü araştırmalarımız sırasında
yaşlı bir kadının "Vay hayın oğlan vay, derede çimmiş yine" diye bağırmasına tanık
olmamızla, Çeltek köyündeki bir düğünde "Güveynin sağdıcı kim olacak bacanak" biçiminde
geçen bir konuşmaya tanıklığımızla ve Külebi'nin şiirlerinde geçen çimmek, yalınayak, bebe,
meyil, hark, konuk, bıldır, güleşmek, zalım, ağız dil vermek vb. sözcük ve deyimlerin
kendimin de doğup büyüdüğüm Zile ve çevresine özgü sözcük ve deyimler oluşu
doğrulamaktadır.
Külebi'nin dilini çocukluğunun bir bölümünün geçtiği Niksar'a bağlayanlara da hak
vermekteyiz, çünkü Niksar da Tokat'ın ilçelerinden biri olup Zile'deki ağız özelliği ile
yakınlık göstermektedir.”   Dr. Mehmet Yardımcı
(Şiirini Halk şiirinin gür kaynağından besleyen Cahit Külebi ve şiir dünyası. Internet)

Alıntılardan anlaşılacağı gibi, Cahit Külebi’nin şiirlerinde, şiirini kurduğu yıllarda,bu söylediklerimin etkili olduğunu söyleyebilirim. Aile çevresi, köy çevresi, okulu ve okuduğu şiirler, halk şairleri ile bire bir sohbette bulunması şiir mayasını hazırlamıştır. Doğrudan konuşma diliyle gelen bu dizeler biraz da Anadolu’nun sesidir. Yenidir, özgündür. Ses ses! şiirde ses, şiire kulak vermemizi sağlıyor. Bu ses yabancı gelmiyor bize. Ayrıca, Orhan Veli şiirinin ayak seslerinin duyulduğu yıllardır bu yıllar. O kendini söylüyor. Konuşma dilinden alınmış, ama bir çeşnisi olan, Zile’de anasından dinlediği dil ile söylenmiş, halk şiiri etkisi değil (sözü değil, müziği almış), taklidi değil, kendine özgü bir söyleyiş.
“Yağ hay mübarek / şarıl şarıl”    

Hey yol üstündeki otobüs / Karoserin yepyeni! / Kız gibi motorun var,”

“Ben yalnızlığı /gökte uçar gördüm” Bizi çocukluğumuzun masallarına götürüyor, yıldızlı yaz gecelerinden uçup gelmiş.
“Her sabah her sabah kalkıp / Ardı sıra göçlerin” dizeleri bizi bacanağı Karacoğlan türkülerine götürür.

Çamlıbel’den  Tokat’a  doğru / Tozlu  yolların  aktığı  ırmak
Ben  seni  çoktan  unuttum  / Sen  de  unuttun  mu,  dön  geri  bak.”   Cahit  Külebi’nin bu şiirinde, şu türkünün sesini buluruz:

“Bu  dere  baştan  başa  cevizli  bağ
 Cevizler  şak  şak  eder  dön  geri  bak.” Madımak Türküsü

Daha sonra yazılan Türkçe’nin şiirini okuması, yenilikler araması, şiirde ses tekrarını yakalayarak güzel şiirler yazmasını sağlar.

“Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar'da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.”

Şiirde söz sanatlarından özellikle benzetmelerden genel dildeki kullanımlardan ayrılan benzetmeler kullanmasına bir örnek;

“Oysa balık gibiydi Urzula Rayh
Bir sarı çiğdem gibi severdim.”

Diyeceğim, Veysel Çolak, Şiir Atölyesinde, Cemal Süreya’dan aktararak “şiiri en iyi bitiren şairlerimizdendir, araştırınız” demişti.  Sözü yine güzel bir bitiş ile, şiir ile bitirelim:

“Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti.
Yine kamyonlar kavun taşır
Fakar içimde şarkı bitti”.

Evet, “… içimde şarkı bitti.”



Hasan Varol  

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hasan Varol ile Söyleşi Fatma ARAS

Hasan Varol ile söyleşi

Dağın Denizin ve güneşin Şairi Hasan Varol